Havaların ısınmaya başladığı günlerde, Murat'ın içini ayrıca ısıtan, istikbal karanlığına bir fener edasıyla tutabileceği hipnoz diplomasıydı. Hipnozdan parayı kıracak, yediği önünde, yemediği arkasında olacaktı. Bu tefekkürler sayesinde, güneş ona her zamankinde daha parlak gözüküyordu. Çocukluğundan beri hayranı olduğu Star Wars serisinin gerçek hayata iz düşümüydü, bu hipnoz sertifikası.
Çocukluk günlerini düşündü. Ayna karşısında, Obi amcasının imparatorluk askerlerini hipnoz sahnesini hep çalışırdı. Sınıfın iri yarı çocuklarına ayna karşısı uzunçalışmalara neticesinde çatardı. Hipnoz ayağına ne dayaklar yemişti.
Yakın arkadaşı Adem'in yanına gitti. Adem, Murat'ı görür görmez ona sıkıca sarıldı. Kardeşten yakın gibiydiler. "Artık setifikalı oldun" esprisi yapmaktan kendini alamadı, Adem. Daha sonra, öğrendiği hipnozu kendi üzerinde denemesini istedi. Murat, bu isteğe temkinli yaklaşsa da, Adem'in ısrarları karşısında yelkenleri indirdi.
Hipnoz için en uygun mekan, Harutyun'un meyhanesiydi. Gündüzleri sessiz sakin bir yerdi.
Büyük bir hevesle, hızlı adımlarla gittiler meyhaneye.
Harutyun, gençlerin derdini dinledikten sonra "ne bok yerseniz yiyin" diyerek onay verdi.
Tenhaya loş bir ortama geçtiler.
Murat, ip bağladığı yüzüğünü sallayarak Adem'i uyutmaya çalışıyordu.
Adem'in göz kapakları, yavaş yavaş kapanmaya başlamıştı. Bir süre sonra da, tamamen kapandılar.
Murat, Adem'in hipnoz diyarına girdiğinden emin olmak için, işaret parmağıyla kaburgasının yanını dürttü.
Adem normalde huylu adamdı ve bu gibi aksiyonlara "ananıskym" diye tepkide bulunurdu. Ama bu sefer tepkisiz kalmıştı. Evet, hipnoz başarılı bir şekilde devam ediyordu. En önemli aşama katedilmişti.
Murat, çok afedersiniz, biraz puşt karakterliydi. Arkadaşının kendisini horoz, kedi, vazo zannetmesini sağlayabilirdi.
Telkin aşamasında, "şimdi seni uyandırdığımda sen..." diyip, neyi telkin edeceğine kararsızken birden ağzından "zombisin" kelimesi çıkıvermişti. Bir gece evvel zombili bir film seyretmişti. Çok severdi zombi filmlerini.
Adem'i uyandırmak için parmağını şıklattı. Cep telefonunun da kamerasını açmıştı. Adem, etrafta salak gibi dolaşacak, Murat da bunu kameraya çekecek, sonra bu görüntüleri izleyip bir güzel eğleneceklerdi.
Adem, murat'ın parmak şıklatmasıyla beraber gözlerini açıverdi. Bir süre boş gözlerle arkadaşını süzdü. Yerinden yavaşça doğruldu. Yavaş adımlarla Murat'a doğru yürümeye başladı.
Murat hem cep telefonunun kamerasıyla çekim yapıyor, hem de salak gibi gülüyordu. Gülme seslerinin çekimi rezil edeceğini düşünüyordu.
Beklenen, lakin Murat'ın beklemediği oldu.
Adem dişlerini Murat'ın koluna geçirdi.
Murat'ın can acısıyla attığı çığlıklar Harutyun'u ve gündüz temizliğini yapan komiyi ortama çekmişti.
Harutyun, komiyi kavga ettiklerini düşündüğü arkadaşları ayırması için yolladı.
Komi, Adem'in omzuna dokunup" abi, ayıp oluyor" der demez, Adem, ağzında Murat'ın kolundan kopardığı et parçası ile dönüp, kominin iman tahtasının bulunduğu bölgedeki deriye dişlerini geçirdi. Bu sefer kominin çığlıkları meyhanede yankılanmaya başlamıştı.
Murat bu boşluktan faydalanıp, kanayan kolunu tutarak ortamdan kaçtı.
Meyhanenin belki 20 metre uzağındadı ki, meyhaneden 2 el silah sesi duyuldu.
O an anlamıştı, arkadaşı Adem sonsuzluğa uzamıştı.
Kim bilir belki bir daha ne zaman görüşeceklerdi.
O günden sonra Murat, ne hipnoz yaptı, ne de Star Wars seyretti.
Hipnoz sevdası, köklü bir arkadaşlığın noktalanmasına, taraflardan birinin erken yaşta toprak altına yatmasına sebep olmuştu.
29 Mart 2012 Perşembe
29 Ocak 2012 Pazar
Mülakat
Uzun zamandır işsizdi. Hevesle aldığı, çerçeveletip duvara astığı
diplomanın hayrını görmemiş olmanın sıkıntısı, kurdun elmayı kemirdiği
gibi, içten içe kemiriyordu, Yusuf'u. Diploma da diploma değildi gerçi.
Iktisati ekstern olarak okumuştu. Soranlara iktisat mezunu olduğunu
söylüyor, ekstern kısmını es geçiyordu.
Ama bugün değişikti, diğer günlere nazaran. iş
görüşmesine gidecekti. Sebebi belirsiz bir güven duygusuyla kaplıydı.
Onca başarısız, hatta okuduğu bölümle alakasız mülakatlara rağmen, bu
güven duygusunun mantıklı bir izahı yoktu. Belli ki, o gün manik bir ruh
hali içindeydi.
3 günlük sakalını kesmek için, banyodaki aynanın karşısına geçti. Kendinde bir karizma olduğunu düşündü. Aynadaki siluetine Clark Gable bakışları atıp, karizmasına karizma katıyordu. Sol gözünü kısıp sağ kaşını kaldırdı, sonra sağ gözünü kısıp sol kaşını kaldırmayı denedi lakin olmadı. Bazı insanlar her iki yönlü de yapabiliyordu o bakışı.
Yüzünü pek seviyordu. onun için tek kusur, dudaklarının yapısından dolayı bazen salyalarının akmasıydı. Konuşurken engel olamıyor, bazen salya ağzının kenarından akıveriyordu. Iş görüşmesine gitmeden hemen evvel, leblebi tozu yemesinin iyi olabileceğini düşündü.
Sakal traşını bitirdikten sonra, sadece iş görüşmelerinde giydiği siyah takım elbiseyi, özenle sakladığı muşambadan çıkardı. Okuldayken, siyah takımların mülakatlarda avantaj sağladığı gibisinden birşeyler okumuştu. Aslında nerede duyduğundan da emin değildi, lakin onun için bir doğma olmuştu bu.
En son 2 hafta evvel giymişti bunu. Fırçayla tozunu
aldıktan sonra, muşambanın içinde nasıl tozlanmış olabileceğini düşündü.
Fazla kafa yormadan, takımı giyip, ayna karşısında kendini kontrol
etti. Bir de takım üzerindeyken Clark Gable bakışlarını attı, aynaya.
Elleri çenesinde aynı pozu verirken, traş olurken es geçmiş olduğu bir
kılı farketti. Kusursuz olamamıştı, sakal traşını. Traş bıçağından
kurtulmuş tek kıl, mahfetmemeliydi gününü. Banyoya dönüp hesabını kesti
onun da.
Evden çıkıp, durdurmak için taksi bakındı. Harutyun,
Yusuf'a Alain Delon gibi olduğunu söyledi. Alain Delon'un kim olduğundan
emin olmamakla birlikte, kendisine iltifat edildiğinden emindi.
Dudaklarını sağ tarafa kaydırarak, Bruce Willis gülümsemesiyle karşılık
verdi kendisine yapılan iltifata. Bruce'un dudaklarını sağa mı, yoksa
sola mı kaydırdığını düşündü kısa bir süre için. Önemli değildi.
Bir taksi durdurup, mülakatın olacağı adrese gitti. Kalın çerçeve gözlüklü sekreter, insan kaynakları müdürüne telefonla haber verdi. Sekreterin saplantılı ve menapoz evresi geçiren bir tip olduğunu düşündü. Evet, insanları değerlendirirken dış görünüşlerine göre karar veren bir yapısı vardı. Kalın çerçeve gözlük takıp saçları arkada toplayan kadınlar hem saplantılıydı, hem menapoz. Müdürün de böyle kişileri istihdam ettirdiği için zevksiz olduğuna kanaat getirdi.
Müdürün odasına girdiğinde, ceketinin onunu iliklememiş olduğunu farketti. Müdür tokalaşmak için elini uzattığında, ceketini iliklemeyi tercih etti. Müdürün elini sıkarken Bruce Willis gülümsemesi attı. Pek bir samimiyetsiz bir gülümsemeydi. Yapay olduğu her yönden belliydi. Müdür, oturması için sandalye koltuk karışımı objeyi işaret etti.
Müdür, asker emeklisiydi. Emekli binbaşıydı. Arkadaş torpili ile insan kaynakları departmanına müdür olmuştu. Kişisel gelişim kitapları okuyarak kendini insan kaynakları konusunda geliştirmişti. En azından kendi öyle zannediyordu.
Masanın üzerinden, Yusuf'un daha evvel yolladığı CV'sini aldı. CV, pek tatminkar değildi açıkçası. Hobiler kısmına "porno seyretmek" yazılmış olması eğlenceli bir hava katmıyor da değildi hanı. CV'ye bakarken, nasıl sorular sorması gerektiğini düşündü. Kendi kafasından her görüşme için farklı sorular üretir, bir sorduğu soruyu bir daha sormazdı. Soracağı soruları bu sefer planlamamıştı. Belli ki başka şeylerle meşgul olmuştu. Biraz düşündükten sonra, babacan bir gülümsemeyle Yusuf'a baktı.
Işin niteliklerinden ve istihdam edilecek elemanda aranan özelliklerden bahsederken, aynı zamanda soracağı soruyu düşündü. Sorular, aklında şekillenmeye başlamışlardı.
- Biri size bakarak mastürbasyon yapsa, tepkiniz ne olur?
Yusuf soru karşısında afallamıştı. Nasıl cevap vereceğini düşünmek ve zaman kazanmak için, soruya soruyla karşılık verme taktiğine başvurdu.
+ Mastürbasyon yapan erkek mi, kadın mi?
Zaman kazandıracak tarzdan bir soru seçmediğinin farkına, hemen sorduktan sonra vardı. Cevabı iki seçenekten biri olacaktı zaten.
- Erkek.
Müdür, cevabı, soru cümlesi biter bitmez vermişti. Televizyondaki bilgi yarışmalarında, soru daha sorulurken cevabını bilen yarışmacı artistliğinde.
Yusuf terlemeye başlamıştı. Olayı tahayyül etmek bile istemiyordu. Ama soruyu cevaplaması gerekiyordu.
+ Yumruk atarım.
Müdür, bu cevabı beğenmemişti. takım çalışmasının iş yerindeki başarının anahtarı olduğundan bahsedip, şiddete meyilli insanlarla takım çalışmasının olamayacağından dem vurdu.
Yusuf yerinden kalktı. "Takım çalışmasına sokayım" dedi. Bunu söylerken gözleri dolmuş, kaderine isyan noktasına gelmişti.
| Clark Gable |
3 günlük sakalını kesmek için, banyodaki aynanın karşısına geçti. Kendinde bir karizma olduğunu düşündü. Aynadaki siluetine Clark Gable bakışları atıp, karizmasına karizma katıyordu. Sol gözünü kısıp sağ kaşını kaldırdı, sonra sağ gözünü kısıp sol kaşını kaldırmayı denedi lakin olmadı. Bazı insanlar her iki yönlü de yapabiliyordu o bakışı.
Yüzünü pek seviyordu. onun için tek kusur, dudaklarının yapısından dolayı bazen salyalarının akmasıydı. Konuşurken engel olamıyor, bazen salya ağzının kenarından akıveriyordu. Iş görüşmesine gitmeden hemen evvel, leblebi tozu yemesinin iyi olabileceğini düşündü.
Sakal traşını bitirdikten sonra, sadece iş görüşmelerinde giydiği siyah takım elbiseyi, özenle sakladığı muşambadan çıkardı. Okuldayken, siyah takımların mülakatlarda avantaj sağladığı gibisinden birşeyler okumuştu. Aslında nerede duyduğundan da emin değildi, lakin onun için bir doğma olmuştu bu.
![]() |
| Alain Delon |
Bir taksi durdurup, mülakatın olacağı adrese gitti. Kalın çerçeve gözlüklü sekreter, insan kaynakları müdürüne telefonla haber verdi. Sekreterin saplantılı ve menapoz evresi geçiren bir tip olduğunu düşündü. Evet, insanları değerlendirirken dış görünüşlerine göre karar veren bir yapısı vardı. Kalın çerçeve gözlük takıp saçları arkada toplayan kadınlar hem saplantılıydı, hem menapoz. Müdürün de böyle kişileri istihdam ettirdiği için zevksiz olduğuna kanaat getirdi.
Müdürün odasına girdiğinde, ceketinin onunu iliklememiş olduğunu farketti. Müdür tokalaşmak için elini uzattığında, ceketini iliklemeyi tercih etti. Müdürün elini sıkarken Bruce Willis gülümsemesi attı. Pek bir samimiyetsiz bir gülümsemeydi. Yapay olduğu her yönden belliydi. Müdür, oturması için sandalye koltuk karışımı objeyi işaret etti.
Müdür, asker emeklisiydi. Emekli binbaşıydı. Arkadaş torpili ile insan kaynakları departmanına müdür olmuştu. Kişisel gelişim kitapları okuyarak kendini insan kaynakları konusunda geliştirmişti. En azından kendi öyle zannediyordu.
Masanın üzerinden, Yusuf'un daha evvel yolladığı CV'sini aldı. CV, pek tatminkar değildi açıkçası. Hobiler kısmına "porno seyretmek" yazılmış olması eğlenceli bir hava katmıyor da değildi hanı. CV'ye bakarken, nasıl sorular sorması gerektiğini düşündü. Kendi kafasından her görüşme için farklı sorular üretir, bir sorduğu soruyu bir daha sormazdı. Soracağı soruları bu sefer planlamamıştı. Belli ki başka şeylerle meşgul olmuştu. Biraz düşündükten sonra, babacan bir gülümsemeyle Yusuf'a baktı.
Işin niteliklerinden ve istihdam edilecek elemanda aranan özelliklerden bahsederken, aynı zamanda soracağı soruyu düşündü. Sorular, aklında şekillenmeye başlamışlardı.
- Biri size bakarak mastürbasyon yapsa, tepkiniz ne olur?
Yusuf soru karşısında afallamıştı. Nasıl cevap vereceğini düşünmek ve zaman kazanmak için, soruya soruyla karşılık verme taktiğine başvurdu.
+ Mastürbasyon yapan erkek mi, kadın mi?
Zaman kazandıracak tarzdan bir soru seçmediğinin farkına, hemen sorduktan sonra vardı. Cevabı iki seçenekten biri olacaktı zaten.
- Erkek.
Müdür, cevabı, soru cümlesi biter bitmez vermişti. Televizyondaki bilgi yarışmalarında, soru daha sorulurken cevabını bilen yarışmacı artistliğinde.
Yusuf terlemeye başlamıştı. Olayı tahayyül etmek bile istemiyordu. Ama soruyu cevaplaması gerekiyordu.
+ Yumruk atarım.
Müdür, bu cevabı beğenmemişti. takım çalışmasının iş yerindeki başarının anahtarı olduğundan bahsedip, şiddete meyilli insanlarla takım çalışmasının olamayacağından dem vurdu.
Yusuf yerinden kalktı. "Takım çalışmasına sokayım" dedi. Bunu söylerken gözleri dolmuş, kaderine isyan noktasına gelmişti.
15 Ocak 2012 Pazar
Louis de Bernieres
Türkiyede sadece "Yüzbaşı Corelli'nin Mandolini" isimli eseriyle sükse yapmış, belki bir nebze de "Kanatsız Kuşlar" eseri bilinen, diğer eserleri pek bilinmeyen usta bir romancı.
Bu amcanın eserleri, nedense tek baskı gidiyor. Halbuki romanlarının kurgusu sağlam, dili akıcı ve ince espiriler içeriyor.
"Don Emmanuel'in Alt Tarafları", "Bay Vivo" ve "Kardinal Guzman" kitapları, belki Latin Amerikanın hayali bir ülkesinde geçiyor, ama bizim yakın tarihimizle oldukça ilginç benzerlikler içeriyor. Mekan ve kisi isimlerini değiştirip, Türkçe isimler ver, al sana 50'li yıllardan itibaren Türkiye tarihi.
Okuyun ve okutun...
Bu amcanın eserleri, nedense tek baskı gidiyor. Halbuki romanlarının kurgusu sağlam, dili akıcı ve ince espiriler içeriyor.
"Don Emmanuel'in Alt Tarafları", "Bay Vivo" ve "Kardinal Guzman" kitapları, belki Latin Amerikanın hayali bir ülkesinde geçiyor, ama bizim yakın tarihimizle oldukça ilginç benzerlikler içeriyor. Mekan ve kisi isimlerini değiştirip, Türkçe isimler ver, al sana 50'li yıllardan itibaren Türkiye tarihi.
Okuyun ve okutun...
16 Aralık 2011 Cuma
Muhsin Yazıcıoğlu
Bazı çirkin olaylarla ismi yan yana getirilmeye çalışılan ama zamanın onu haklı çıkaracağı adam gibi adam.
Bu çirkin olayda devletin bu işteki parmağına değinicem
Once şu soruyu sormak lazım ,11 eylül 1980 gecesine kadar oluk oluk akan kan, 12 eylül sabahı, bıçakla kesilir gibi, birdenbire nasıl kesildi? Bunu cevaplayamayanlar bu yazıyı mümkünse okumasınlar.
Bu ülkede devletten (derin) habersiz kıl kıpırdar mı? Kıpırdamaz !
*Neden bu şenlikler Sivas'ın bir ilçesinde oluyorken bir anda merkeze alınıyor?
*Neden hastanede ki hemşireler farklı ilçelere dağıtılıyor?
*Neden asker sayısı azaltılıyor ?
Sartların oluşması aylar aldı ...
*Neden olaylardan günler önce Madımak Oteli'nin önüne sokak taşları dizildi?
*Aziz Nesin hangi akla hizmet "şeytan ayetleri" kitabını tercüme edicem diye tutturuyor ve bu hassasiyet varken niçin onur konuğu olarak Sivas'a davet ediliyor?
*Ispiyon tahtasını Ali Baba mahallesine kim yerleştirdi? O tahtadaki isimlerin, daha sonra bugün Ergenekon terör örgütü sanığı olan Doğu Perinçek'in sahibi olduğu Aydınlık adlı gazetede yayınlanması ve ardından o tahtada adı geçen kişilerin tutuklanarak, bazıları hakkında idam kararı verilmesi tamamen bir tesadüf mü, yoksa kapsamlı bir araştırma ürünü müdür?
*Ya Erdal Inönü'nün vali Ahmet Karabilgin'i Sivas'a ataması sadece tesadüf mü?
*Cuma hutbesi sırasında cami etrafında davul-zurna çalınmasına devlet neden göz yumdu ? Bu olaylara devetiye çıkarmak değil mi?
*Cami çıkışı öfkeli kalabalığı dağıtalım diyen polise vali (yukarıda bahsettiğimiz) neden gerek yok dedi?
*Devrin başbakan yardımcısı Erdal Inönü; Madımak Oteli'nde bulunanlara, niçin "şehri terketmeyin" dedi?
*Kalabalık birikmiş Madımak'ın önünde. Iş, çığırından ha çıktı, ha çıkacak. Dışarıda bekleyenler, Aziz Nesin'i istiyor. O an; belediye başkanı Temel Karamollaoğlu vali Ahmet Karabilgin'e:
"Isterseniz; kepçe ile yıkalım otelin arka duvarlarını. içeridekileri oradan kaçıralım!"
Bu talep, vali ahmet karabilgin tarafından niçin reddedildi?
*Polis ve asker, her tarafı kontrol altında tutmasına rağmen, çevre yollardan Madımak Oteli'nin bulunduğu yere gelmek serbest idi. Peki; işlerin sarpa sardığını görüp de, otelin önünden ayrılmak isteyenler niçin engellendi?
*Otelin etrafı koruma altındayken Sivas'ın çevre yolları neden açıktı ve otelin önündeki kalabalığın dağılması neden engellendi?
*Muhsin Yazıcıoğlu denildiği gibi Sivas'ta mıydı acaba ? Hayır değildi. 1 temmuzda bir sünnet merasimine katılmak için Adıyaman'daydı ve oradan Gaziantep'e geçmişti ama olaylar büyünce Siva'sa dönmek zorunda kaldı
*Büyük Birlik Partililer olamasa orada kaç can daha verilirdi? Bunun karşılığı katil ilan edilmek mi olmalıydı ?
Bu soruları elinizi vicdanınaza koyup bir cevaplayın
Ve son olarak özel yetkili Erzurum cumhuriyet başsavcılığı, bir grup "derin devlet uzantısı pkk"lının olaylardaki rolünü ortaya koyan görüntüleri tespit ettiği biliyormusunuz?
Arif Sağ'ın kitabından:" üniformalı biri geliyor, arabasından iniyor, orada kalabalığın içinde kareli gömlekli bir herif var, oteli yakan. Geliyor onunla öpüşüyor, arabasına binip gidiyor. Olaya müdahale etmiyor."
O kareli gömlekli herifin, derin devlet uzantısı PKK'nın elebaşılarından olduğu da tespit edildi, tekrarlamış olayım
Yani güzel kardeşim, 80 öncesi sabah komünistin eline silah verip ülkücü öldürten, aynı silahı öğleden sonra ülkücüye verip komünisti öldürten kimse bu olayları tertipleyen de odur.Bu adamın dini ne diyor ? Bir insanı öldüren tüm insanları öldürmüş gibidir diyor . Peki bu adam nasıl yapsın böyle bir şeyi?
Kaynak: http://www.itusozluk.com/goster.php/muhsin+yaz%FDc%FDo%F0lu/@8072853
Bu çirkin olayda devletin bu işteki parmağına değinicem
Once şu soruyu sormak lazım ,11 eylül 1980 gecesine kadar oluk oluk akan kan, 12 eylül sabahı, bıçakla kesilir gibi, birdenbire nasıl kesildi? Bunu cevaplayamayanlar bu yazıyı mümkünse okumasınlar.
Bu ülkede devletten (derin) habersiz kıl kıpırdar mı? Kıpırdamaz !
*Neden bu şenlikler Sivas'ın bir ilçesinde oluyorken bir anda merkeze alınıyor?
*Neden hastanede ki hemşireler farklı ilçelere dağıtılıyor?
*Neden asker sayısı azaltılıyor ?
Sartların oluşması aylar aldı ...
*Neden olaylardan günler önce Madımak Oteli'nin önüne sokak taşları dizildi?
*Aziz Nesin hangi akla hizmet "şeytan ayetleri" kitabını tercüme edicem diye tutturuyor ve bu hassasiyet varken niçin onur konuğu olarak Sivas'a davet ediliyor?
*Ispiyon tahtasını Ali Baba mahallesine kim yerleştirdi? O tahtadaki isimlerin, daha sonra bugün Ergenekon terör örgütü sanığı olan Doğu Perinçek'in sahibi olduğu Aydınlık adlı gazetede yayınlanması ve ardından o tahtada adı geçen kişilerin tutuklanarak, bazıları hakkında idam kararı verilmesi tamamen bir tesadüf mü, yoksa kapsamlı bir araştırma ürünü müdür?
*Ya Erdal Inönü'nün vali Ahmet Karabilgin'i Sivas'a ataması sadece tesadüf mü?
*Cuma hutbesi sırasında cami etrafında davul-zurna çalınmasına devlet neden göz yumdu ? Bu olaylara devetiye çıkarmak değil mi?
*Cami çıkışı öfkeli kalabalığı dağıtalım diyen polise vali (yukarıda bahsettiğimiz) neden gerek yok dedi?
*Devrin başbakan yardımcısı Erdal Inönü; Madımak Oteli'nde bulunanlara, niçin "şehri terketmeyin" dedi?
*Kalabalık birikmiş Madımak'ın önünde. Iş, çığırından ha çıktı, ha çıkacak. Dışarıda bekleyenler, Aziz Nesin'i istiyor. O an; belediye başkanı Temel Karamollaoğlu vali Ahmet Karabilgin'e:
"Isterseniz; kepçe ile yıkalım otelin arka duvarlarını. içeridekileri oradan kaçıralım!"
Bu talep, vali ahmet karabilgin tarafından niçin reddedildi?
*Polis ve asker, her tarafı kontrol altında tutmasına rağmen, çevre yollardan Madımak Oteli'nin bulunduğu yere gelmek serbest idi. Peki; işlerin sarpa sardığını görüp de, otelin önünden ayrılmak isteyenler niçin engellendi?
*Otelin etrafı koruma altındayken Sivas'ın çevre yolları neden açıktı ve otelin önündeki kalabalığın dağılması neden engellendi?
*Muhsin Yazıcıoğlu denildiği gibi Sivas'ta mıydı acaba ? Hayır değildi. 1 temmuzda bir sünnet merasimine katılmak için Adıyaman'daydı ve oradan Gaziantep'e geçmişti ama olaylar büyünce Siva'sa dönmek zorunda kaldı
*Büyük Birlik Partililer olamasa orada kaç can daha verilirdi? Bunun karşılığı katil ilan edilmek mi olmalıydı ?
Bu soruları elinizi vicdanınaza koyup bir cevaplayın
Ve son olarak özel yetkili Erzurum cumhuriyet başsavcılığı, bir grup "derin devlet uzantısı pkk"lının olaylardaki rolünü ortaya koyan görüntüleri tespit ettiği biliyormusunuz?
Arif Sağ'ın kitabından:" üniformalı biri geliyor, arabasından iniyor, orada kalabalığın içinde kareli gömlekli bir herif var, oteli yakan. Geliyor onunla öpüşüyor, arabasına binip gidiyor. Olaya müdahale etmiyor."
O kareli gömlekli herifin, derin devlet uzantısı PKK'nın elebaşılarından olduğu da tespit edildi, tekrarlamış olayım
Yani güzel kardeşim, 80 öncesi sabah komünistin eline silah verip ülkücü öldürten, aynı silahı öğleden sonra ülkücüye verip komünisti öldürten kimse bu olayları tertipleyen de odur.Bu adamın dini ne diyor ? Bir insanı öldüren tüm insanları öldürmüş gibidir diyor . Peki bu adam nasıl yapsın böyle bir şeyi?
Kaynak: http://www.itusozluk.com/goster.php/muhsin+yaz%FDc%FDo%F0lu/@8072853
Seksülerizm
son 2 yıl zarfında, siyasi makamlarda bulunan bireylerin, mevkilerini kullanıp içgüdülerini tatmin etmelerinden mütevellit, düşünülmesi gereken felsefe.
Olay sadece din işleriyle devlet işlerini birbirinden ayırmakla bitmiyor. Gerçi hoş, onu da doğru düzgün yapamıyoruz. Sekulerizm adı altında, devletin icat ettiği din empoze edilmişti bayağı bir süre. Artık eskisi kadar etkili olmasa da, Turan dursun Hocaefendi cemaati tarafından empoze edilmeye çalışılmaya devam ediyor. Neyse, konumuz bu değil. Başka bir yazıda bu cemaat hakkında yazarım.
Kaset skandalları efendim. Bu skandallara çözüm olarak, devlet işleriyle cinsel işlerin birbirinden ayrılması on görülecektir. "Gel seni milletvekili yapayım yavrum" diyen genel başkanlar, bu tarz cümleler kuramayacak, böyle bir skandala imza atmamış olacaklar, sonuçta istifa edip, partinin başına kendinden daha popülist insanların gelmesine neden olmayacaklardır.
Yeni eleman da harbiden popülist, ha. Dersim rezaleti hakkında bile, devletin özür dilemesi, bebeklerin, kadınların, yaşlıların öldürülmesi konusunda bir mazeret bulunamayacak konuda, omurga sahibine yakışan bir duruş sergileyemeyip, "aman doktrinlerimize bir zeval gelmesin" duruşu sergiledi resmen, belki resen.
Neyse, konudan sapmayalım. Amerika'da oldukça rastlanan rezaletlerden birisi bu. Allah'tan bizimkiler karşı cinsle halvet haline girmeyi tercih ediyorlar. Amerikada yumurta gibi çocuklara hallenme durumu oluyor, siyasilerin. Sadece Amerika'da da yok. Bütün dünyada oluyor böyle şeyler.
Bizim toplum, o kadar libarellesmedi. Liberalleşmesin de zaten. Gerçi bu kaset olaylarının, ilgili partilere "helal olsun, erkek adam" felsefesi doğrultuşunda oy kazandıracağını düşünmüştüm. Genelde böyle tahminleri tutturamam.
Velhasıl kelam, günün birinde resmi olarak uygulamaya konulacak felsefedir. Sekülerizmden daha elzem hatta.
Olay sadece din işleriyle devlet işlerini birbirinden ayırmakla bitmiyor. Gerçi hoş, onu da doğru düzgün yapamıyoruz. Sekulerizm adı altında, devletin icat ettiği din empoze edilmişti bayağı bir süre. Artık eskisi kadar etkili olmasa da, Turan dursun Hocaefendi cemaati tarafından empoze edilmeye çalışılmaya devam ediyor. Neyse, konumuz bu değil. Başka bir yazıda bu cemaat hakkında yazarım.
Kaset skandalları efendim. Bu skandallara çözüm olarak, devlet işleriyle cinsel işlerin birbirinden ayrılması on görülecektir. "Gel seni milletvekili yapayım yavrum" diyen genel başkanlar, bu tarz cümleler kuramayacak, böyle bir skandala imza atmamış olacaklar, sonuçta istifa edip, partinin başına kendinden daha popülist insanların gelmesine neden olmayacaklardır.
| Halkin odedigi vergilerle alem yapan Eliot Spitzer |
Neyse, konudan sapmayalım. Amerika'da oldukça rastlanan rezaletlerden birisi bu. Allah'tan bizimkiler karşı cinsle halvet haline girmeyi tercih ediyorlar. Amerikada yumurta gibi çocuklara hallenme durumu oluyor, siyasilerin. Sadece Amerika'da da yok. Bütün dünyada oluyor böyle şeyler.
| Tecavüzcü Moshe Katsav |
Velhasıl kelam, günün birinde resmi olarak uygulamaya konulacak felsefedir. Sekülerizmden daha elzem hatta.
15 Aralık 2011 Perşembe
Üstü Kalsın
Arkadaş ortamında, arkadaşa yaptığım ipnelik sonucu beni gülümseten bir olayı, hayalimde gelen yoğun istekler neticesinde anlatayım bari. Bugün işe gitmemişim zaten. Yoğun çalışma temposu esnasında alınan bu tür izin günlerinde de ne yapacağımı şaşırıyorum. En iyisi anılara dalmak.
Sirkeci'de, tren garının yanında bir Sütiş vardı. Gittik.
Burada, yedik içtik. Tas içinde çorba, tabak üstünde tatlı bırakmadık. Sonra hesap geldi. Atıyorum, 20 gayme. Arkadaş banknot verdi 50 gayme. Garson parayı alıp uzaklaşırken, arkasından seslendim; "üstü kalsın".
Garson şakayı anladı. Fatih Terim'in "arkadaş sagol" diye seslendiği reklamlardaki veledin mesajı aldığını belirtircesine kafa sallamasının aynısını yaptı. Çocuk kafa sallıyor muydu? Emin değilim bak.
Lakin mal arkadaş anlamadı. Garson gitti, gelmiyor. Köşeden arkadaşı süzüyor.
Arkadaş yavaştan başladı kızarıp bozarmaya. Görsen epilepsi nöbeti geçirmeye hazırlanıyor sanırsın. Elleri, kolları anlamsız şekilde sağa sola hareket ediyor, gözlerinin önünde noktalar oluşuyordu. Gözlerinin önünde noktalar oluşması kısmından emin değilim, lakin anlamsız el hareketleri vardı. Ağzından köpük geliyordu.
Bizim, zamanın sırma saçlı, lakin şimdi kel olan bir arkadaşımız, elemanın kıyafetlerini ve yakası gevşetip rahat nefes alması sağladı. Garson da baktı, eleman cimri, hemen para üstünü geri getirdi. Bahşiş de bırakmamıştı lavuk, garsona.
| Eski Sirkeci. O zamanlar Sütiş yoktu tabi |
Burada, yedik içtik. Tas içinde çorba, tabak üstünde tatlı bırakmadık. Sonra hesap geldi. Atıyorum, 20 gayme. Arkadaş banknot verdi 50 gayme. Garson parayı alıp uzaklaşırken, arkasından seslendim; "üstü kalsın".
Lakin mal arkadaş anlamadı. Garson gitti, gelmiyor. Köşeden arkadaşı süzüyor.
| Epilepsi vakasi |
Bizim, zamanın sırma saçlı, lakin şimdi kel olan bir arkadaşımız, elemanın kıyafetlerini ve yakası gevşetip rahat nefes alması sağladı. Garson da baktı, eleman cimri, hemen para üstünü geri getirdi. Bahşiş de bırakmamıştı lavuk, garsona.
10 Aralık 2011 Cumartesi
Cübbeli ve AKP
AKP'nin 2 kuş vurmasına vesile olan tek taştır.
Ne mi demeye çalışıyorum? şöyle:
Cübbeli Ahmet, Nakşibendi cemaatinin ismailağa kolunun öne çıkan ismi.
Ismailağa cemaati ile ilgili ne biliyoruz peki?
Lideri Mahmut Ustaosmanoğlu ve artık son zamanlarını yaşıyor. Cok yaşlı. Oldü ölecek.
Yani yakın zamanda cemaatte bir lider değişimi olacak.
Simdi cemaate daha derinlemesine bakalım ve kimlerin şeyhliğe oynadığını ortaya koyalım:
Birinci aday Mahmut Hoca'nın yeğeni. Onun temsil ettiği kanat Türkiye'deki iktidar mücadelesinde Gülen cemaati ile ittifak yapıyor. Cıkardığı Furkan adlı dergideki yayınlarıyla Ergenekon soruşturmasını destekliyor. Hükümetin açılımlarını sahipleniyor. Seçimlerde de AKP'yi desteklediler.
Bir diğer kanat ise Cübbeli Ahmet'in temsil ettiği grup. Onlar ılımlı islam projesine karşı çıkıyor. Saadet Partisi'ne yakınlar. AKP'nin gayrımilli politikalarına ve Fethullah Gülen'in faaliyetlerine karşı çıkıyorlar. Zaten seçimlerde de AKP'ye mesafeli durdular. Hatta son dönemde şaşırtıcı bir biçimde dergilerinde Türk bayrağı ve Mustafa Kemal resimlerine yer vermeye bile başladılar.
Ozetle Nakşibendilerin en güçlü kolu olan Ismailağa'da bir liderlik yarışması var. One çıkan iki isim var. Bunların biri AKP yandaşıyken, bir diğeri AKP politikalarının ve Fethullah Gülen'in karşısında yer alıyor. Yakın zamanda bu iki isimden biri cemaatin şeyhliğini üstlenecek.
Bu bilgiler ışığında yakın geçmişte yaşananlara bir bakalım:
Once Yeni Safak gazetesi üzerinden ergenekoncu ilan edildi Cübbeli Ahmet. Ergenekon ile irtibatlandırılmaya çalışıldı. Lakin olmadı. Tutmadı. Inandırıcı değildi çünkü.
Hemen sonra kasetleri çıktı piyasaya. O da yeterli etkiyi yaratamadı.
Ve son olarak dün gözaltına alındı. Cübbeli Ahmet'i cemaat içinde itibarsızlaştırma girişimlerinin sonuncusuydu bu. Ve AKP için tek taşla vurulan iki kuştu. Cünkü bu tertiple hem nakşibendilerde gerçekleşecek olan şeyh değişiminde kendi yandaşlarının elini güçlendiriyor, hem islami cemaat içinde kendisine karşı yükselen sesleri tırpanlıyor, hem de "bakın biz cemaatçi değiliz. Cemaatleri de hedef alıyoruz yeri geldiğinde" mesajı veriyordu.
Işte Cübbeli'ye yapılan operasyonların şifreleri bunlardır. Kafa karışıklığı yoktur. Her şey nettir.
Yazar ve kaynak: yazarin izni ile alinmistir. http://www.itusozluk.com/goster.php/c%FCbbeli+ahmet+hoca/@8046410
Ne mi demeye çalışıyorum? şöyle:
Cübbeli Ahmet, Nakşibendi cemaatinin ismailağa kolunun öne çıkan ismi.
Ismailağa cemaati ile ilgili ne biliyoruz peki?
Lideri Mahmut Ustaosmanoğlu ve artık son zamanlarını yaşıyor. Cok yaşlı. Oldü ölecek.
Yani yakın zamanda cemaatte bir lider değişimi olacak.
Simdi cemaate daha derinlemesine bakalım ve kimlerin şeyhliğe oynadığını ortaya koyalım:
Birinci aday Mahmut Hoca'nın yeğeni. Onun temsil ettiği kanat Türkiye'deki iktidar mücadelesinde Gülen cemaati ile ittifak yapıyor. Cıkardığı Furkan adlı dergideki yayınlarıyla Ergenekon soruşturmasını destekliyor. Hükümetin açılımlarını sahipleniyor. Seçimlerde de AKP'yi desteklediler.
Bir diğer kanat ise Cübbeli Ahmet'in temsil ettiği grup. Onlar ılımlı islam projesine karşı çıkıyor. Saadet Partisi'ne yakınlar. AKP'nin gayrımilli politikalarına ve Fethullah Gülen'in faaliyetlerine karşı çıkıyorlar. Zaten seçimlerde de AKP'ye mesafeli durdular. Hatta son dönemde şaşırtıcı bir biçimde dergilerinde Türk bayrağı ve Mustafa Kemal resimlerine yer vermeye bile başladılar.
Ozetle Nakşibendilerin en güçlü kolu olan Ismailağa'da bir liderlik yarışması var. One çıkan iki isim var. Bunların biri AKP yandaşıyken, bir diğeri AKP politikalarının ve Fethullah Gülen'in karşısında yer alıyor. Yakın zamanda bu iki isimden biri cemaatin şeyhliğini üstlenecek.
Bu bilgiler ışığında yakın geçmişte yaşananlara bir bakalım:
Once Yeni Safak gazetesi üzerinden ergenekoncu ilan edildi Cübbeli Ahmet. Ergenekon ile irtibatlandırılmaya çalışıldı. Lakin olmadı. Tutmadı. Inandırıcı değildi çünkü.
Hemen sonra kasetleri çıktı piyasaya. O da yeterli etkiyi yaratamadı.
Ve son olarak dün gözaltına alındı. Cübbeli Ahmet'i cemaat içinde itibarsızlaştırma girişimlerinin sonuncusuydu bu. Ve AKP için tek taşla vurulan iki kuştu. Cünkü bu tertiple hem nakşibendilerde gerçekleşecek olan şeyh değişiminde kendi yandaşlarının elini güçlendiriyor, hem islami cemaat içinde kendisine karşı yükselen sesleri tırpanlıyor, hem de "bakın biz cemaatçi değiliz. Cemaatleri de hedef alıyoruz yeri geldiğinde" mesajı veriyordu.
Işte Cübbeli'ye yapılan operasyonların şifreleri bunlardır. Kafa karışıklığı yoktur. Her şey nettir.
Yazar ve kaynak: yazarin izni ile alinmistir. http://www.itusozluk.com/goster.php/c%FCbbeli+ahmet+hoca/@8046410
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
