26 Aralık 2014 Cuma

RDA'ya Geçiş

Zannedersem, e-sigaraya her yeni başlayanın bir süre sonra gerçekleştireceği veya gerçekleştirmeyi düşündüğü adımdır. Bunun en büyük sebebini; likit tatlarını daha iyi vermesi ve atomizer coil'ına olan masrafı kesmesi olarak düşünüyorum.
Önce çok kafa karıştırdığını düşündüğüm, aslında oldukça kolay ve hesaplı bir şey bu RDA. Gene de e-sigaraya yeni başlayacaklara tavsiye etmem. 2-3 aylık e-sigara kullanıcıysanız, direkt olarak geçiş yapın derim.
Magma by İnfinite
En önemli mevzu, üzerinde çalışacağımız RDA'yı seçmek. Yeni başlayacaklar için İGO L, İGO W, Smok Caterpillar tavsiye ediliyor. Orijinal ürün, fiyatı ucuz. Fiyatları $10 civarında dolaşıyor. Ya da İnfinite'in ürettiği 1:1 RDA klonlarını düşünebilirsiniz. Benim tercihim 1:1 klondan yana. Orijinaline $80-$100 vereceğinize klonuna $20-$30 verin, aynı performans ve kaliteye ulaşın. Klon için önerim İnfinite Magma. İçinde bolca sıvı tutabiliyor ve sızıntı yapmıyor.
igo l


 Dual coil olayından, başlangıçta uzak durun. Single coil idealdir, çünkü basittir. Kolayca yaparsınız, başınız ağrımaz. 2 tane birbirinin aynısı, bol sarımlı tel yerine daha az sarımlı tel, inanın bana çok kolay. Buhar çıkarma rekoru kırmak istemiyorsanız; single coil. Pili de fazla yormaması cabası.
Kullanacağınız tel için tavsiye, ki mekanik mod kullanmadığınızı varsayıyorum, 30g veya 32g Kanthal A1. VV/VW modlar güvenli buluyorum. Mekanik modlar bana biraz güvensiz geliyor. Yanılıyor olabilirim. Belki sadece evhamdır. Bu orta sınıf VV/VW modlar 11w ile 15w arasında ateşleme yapabiliyor. Bunu baz aldığımızda coil için düşecebileceğiniz minimum 1.2 ohm. Bu çoğu elektrik modun okuyabileceği alt değer. Bunun altına da inebilirsiniz, modunuz ateşleme de yapabilir, ama... Güvenli değil.
Coil Sarma Aparatı
Coil sarmak için de, resimdeki aparattan aldım. Kullanımı kolay, kibrit kutusu kadar, belki daha küçük bir alet. 1mm, 1.6mm, 2.4mm, 3.2mm ve 3.5mm olmak üzere 5 metal çubuğu var. Kullandığınız tel, kç mm çapının olacağı ve kaç ohm'luk coil istediğinize göre sarım sayınız farklılıklar gösterir. Doğru sarımı yapmak için benim tavsiyem Cloud.Box telefon/tablet uygulaması. Olmadı internetten de bakarsınız. Mesela elimizde 30g Kanthal A1 var. Coil'ı 2.4mm çapında sarıp 1.6 ohm elde etmek istiyoruz. Bunun için parametreleri cloud.box'a giriyoruz ve 7 kere sarmamız gerektiğini öğreniyoruz. Tam olarak izah edememiş olabilirim ama olay basit.

Japanese Cotton
Son olarak da, sıvıyı emip coil'a ulaştıracak madde. Silika, organik pamuk veya japanese cotton (türkçeye japon pamuğu diye mi çevriliyor, yoksa başka bir ismi mi var, emin değilim). "Pamuk kullanacağım" diyorsanız, kesinlikle ama kesinlikle organik pamuk olmalı. Buna dikkat edin. Dükkandan alacağınız normal pamuk, çamaşır suyu ile beyazlatıldığı için hem buharı içinize çekmesi açısından sağlıklı değil, hem likitin tadını inanılmaz derecede bozuyor.

Düzgün saracağınız ve düzenli temizleyeceğiniz 1 coil sizi 1-2 ay götürür.
İyi buharlar.

Ek: İTÜ sözlük'ten a me lee mahlaslı arkadaşın uyarısı: 
 coil ne kadar düzgün sarılsa da 1-2 ay kadar kullanırsanız sıkıntıları olur. partikül muhabbetleri var. ayrıca uzun zamanlı kullanılan teller sıkıntı çıkarabiliyor. 








27 Kasım 2014 Perşembe

E-Sigara alacaklara...

Öncelikle şunu belirteyim, 3 Kasım 2014 tarihinden beri sigara içmiyorum. Benim amacım bu e-sigara ile sigarayı bırakmak değil, azaltmaktı. 3 günde 2 paket American Spirit Perique Bled içerdim. Normal Camel'dan daha sert bir sigaradır. Bir de kimyasalı az, tütünü iyi sıkıştırılmış olduğu için daha uzun süre içilebilir. 1 paketi, Camel'ın 1,5 paketine eşdeğerdir.
Uzun lafın kısası, 3 günde 1 pakete indirmek niyetiyle ebay'den voltaj ve watt ayarlanabilir bir e-sigara aldım. 3 Kasım 2014 tarihinde elime geçmesiyle sigarayı bırakmam bir oldu.
Bu yazı yazıldığı tarih baz alındığında, bu e-sigara olayına yeni olduğum söylenebilir. Zaten uzmanı olduğumu iddia etmeden, 3,5 haftalık deneyimimi paylaşacağım.
İlk olarak İnnokin itaste SVD modelini aldım. Bu modeli, forum sitesindeki yorumlar doğrultusunda aldım. E-sigara genel anlamda 2 parçadan oluşuyor. Mod ve tank. Önce bunu bilelim. Mod, bataryayı içinde bulunduran temel mekanizma. Voltaj ve watt ayarını buradan yapıyorsunuz. SVD, değiştirilebilir 18650 model batarya kullanılabilen bir mod. Mod satın alırken içinde batarya gönderilip gönderilmediğini öğrenmeniz gerek. Fiyatı ucuz bulup, bataryasız ve tanksız bir mod almak, set olarak almaktan daha pahalıya gelebilir. Değiştirilebilir bataryalı mod alacağınız zaman, yedek bir pil ve şarj aleti almanız da gerekmektedir.
İlk moddan 1 hafta sonra İnnokin itaste MVP modelini aldım. Performans bakımından özellikleri SVD ile aynı, artısı veya eksisi yok. Bununkisi değiştirilebilir batarya değil. Modun içine lehimlenmiş halde. Usb ile şarj edilebiliyor. Şarj ederken, aynı zamanda kullanabiliyorsunuz. Ebat olarak yanda taşımak için ideal. Pili 3 günde 1 şarj ediyorum. SVD evde, MVP dışarıda kullanım halinde.
Gelelim tank kısmına...
Tank, likiti içine koyduğumuz bölme. Voltaj ve watt ayarının yanında, tankın da likitin tadı konusunda önemli etkisi var. Hem likitin tadını verebilmeli, hem de atomizer dediğimiz, tankın içinde sıvının buharlaşmasını sağlayan, değişebilir parçasının ömrü uzun olmalı. Set olarak aldıysanız, yanında gelen tankı yedek olarak saklayın. Tavsiyem Aspire Nautilus marka tank. BVC atomizerleri uzun ömürlü. İkinci alternatif ise iClear x.i. Şimdilik denediğim tanklar arasında en çok bunlardan memnun kaldım.
Son olarak, likit önemli. Hoşunuza giden likiti bulmak için biraz aramanız gerekir. Ben DFW Vapors'ın turkish tobacco'sunu Camel'a benzetirken, bir başkası çok kötü bir tad alabiliyor. O yüzden likit konusunda bir tavsiyede bulunmayacağım. Efkar likitleri hakkında, bilhassa tütün aromalı olanları için güzel yorumlar duydum, denemekte fayda var.


Bu aletler yüzünden sigarayı istemeden bıraktım. Darısı sizin başınıza.

26 Eylül 2014 Cuma

Burnun Bende Oyunu

Çocuk gelişimi esnasında, önemli bir role sahip oyundur. Nesne devamlılığı algısını kazanmış bir çocuk, ki bu 6 ay sonrasına tekabül ediyor, bu oyundan büyük keyif alacaktır. Yalnız çocuk, eğer anal dönemde ise, olumsuz yönde etkilenebilir. İşte bu anal dönem esnasında sorun yaşayan çocukların tespitine, bazı psikologlar tarafından kullanılır.
Oyunun oynanış şekli de şöyledir; öncelikle çocuğun burnu işaret ve orta parmak arasına alınır. Çocuğun canını açıtmayacak şekilde burnu hafiften çekilir. Hemen akabinde el yumruk yapılır. Yumruk yaparken de başparmak, işaret ve orta parmak arasına yerleştirilir. Evet, bildiğiniz "nah işareti". Yalnız hayvanlık yapıp, yumruğu aşağı yukarı sallamamak gerek. Netice itibariyle, çocuğa hareket çekmiyorsun. Oyun oynuyorsun.
Çocuğun tepkisi 2 farklı şekilde olabilir. Ya güler, ya da ağlar.
Çocuk gülüyorsa, ne mutlu size. Psikolojik açıdan sağlıklı bir çocuk var, karşınızda.
Alıyorsa; ya çocuğun burnunu çekerken, hayvanlık yapıp canını acıttınız, ya anal dönemdeki çocuk gelişimsel sorun yaşıyor. Cimri pezevengin teki olacaktır. O da olmadı, obsesif olacaktır. Bu durumda uzmana danışın

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Kedilerin Duvar Dibinden Yürümeleri

Kedi dediğimiz hayvanat aleminden bir gömlek üstün, lakin insanlardan bir derece düşük durumda bulunan ketenpereci, güvenilmez, işbirlikçi, tedbir düşkünü, kuşkucu ve güvensizlik sorunu bulunan canlıların, nedense farkında olmasak bile bilinçaltımızca özümsenmiş davranışıdır.
Pekiyi, bu davranış niçin bilinçaltımızca özümsenmiştir? Belki hiçbirimizin aklına gelmez, kedilerin geniş geniş kaldırımda yürürken duvara yakın yürüdükleri, lekin biri çıkıp bize dese; "kediler duvarın dibinden yürürler" diye, bir Allah'ın kulu itiraz etmez.
Şimdi tarih olarak net söyleyemeyecek olsam da, aralık 1999 ile mart 2000 tarihleri arasında bir zaman. Henüz Galatasaray, UEFA denen kupayı kazanmamış, lakin emin adımlarla ilerliyor. O zamanlarda biri dese "GS kupayı alacak", çok afedersiniz, yazarken hicap duyuyorum inanın, sittiri çekerlerdi.
Ne diyorduk? Hah, o tarihler arasın, Gaziemir diye bir yerde, mülevves İzmir'in mülevves bir ilçesinde yedek subay okuluna gidiyorum. Bölük komutanı, sarışın, gözleri Gazi Paşa'mız gibi çakmak çakmak bakan bir yüzbaşı.
Her sabah içtimaya gelirken, bu eleman duvarın dibinden yürüyerek alana geliyordu. elemanın biri, o da henüz rütbesini takmamış astteğmen aday öğrenci, dedi ki; "eleman aynı kedi gibi duvar dibinden yürüyor".
Hiçbirimiz itiraz etmemiştik, bu tesbite. Hatta başımızı onay verircesine sallamıştık. Ama ses etmeye de cesaret edememiştik, Nemrud karakterli takım komutanı yüzünden.
Peki bu onaylama davranışı nereden geliyordu? Bilinçaltımızdan. Hepimiz biliriz kedilerin bu özelliğine, lakin gölgelere ve ölülere şahitlik etmelerinden mütevellit, pek dile getirmeyiz bu önemsiz bilgiyi.

29 Mart 2012 Perşembe

Hipnoz

Havaların ısınmaya başladığı günlerde, Murat'ın içini ayrıca ısıtan, istikbal karanlığına bir fener edasıyla tutabileceği hipnoz diplomasıydı. Hipnozdan parayı kıracak, yediği önünde, yemediği arkasında olacaktı. Bu tefekkürler sayesinde, güneş ona her zamankinde daha parlak gözüküyordu. Çocukluğundan beri hayranı olduğu Star Wars serisinin gerçek hayata iz düşümüydü, bu hipnoz sertifikası.
Çocukluk günlerini düşündü. Ayna karşısında, Obi amcasının imparatorluk askerlerini hipnoz sahnesini hep çalışırdı. Sınıfın iri yarı çocuklarına ayna karşısı uzunçalışmalara neticesinde çatardı. Hipnoz ayağına ne dayaklar yemişti.
Yakın arkadaşı Adem'in yanına gitti. Adem, Murat'ı görür görmez ona sıkıca sarıldı. Kardeşten yakın gibiydiler. "Artık setifikalı oldun" esprisi yapmaktan kendini alamadı, Adem. Daha sonra, öğrendiği hipnozu kendi üzerinde denemesini istedi. Murat, bu isteğe temkinli yaklaşsa da, Adem'in ısrarları karşısında yelkenleri indirdi.
Hipnoz için en uygun mekan, Harutyun'un meyhanesiydi. Gündüzleri sessiz sakin bir yerdi.
Büyük bir hevesle, hızlı adımlarla gittiler meyhaneye.
Harutyun, gençlerin derdini dinledikten sonra "ne bok yerseniz yiyin" diyerek onay verdi.
Tenhaya loş bir ortama geçtiler.
Murat, ip bağladığı yüzüğünü sallayarak Adem'i uyutmaya çalışıyordu.
Adem'in göz kapakları, yavaş yavaş kapanmaya başlamıştı. Bir süre sonra da, tamamen kapandılar.
Murat, Adem'in hipnoz diyarına girdiğinden emin olmak için, işaret parmağıyla kaburgasının yanını dürttü.
Adem normalde huylu adamdı ve bu gibi aksiyonlara "ananıskym" diye tepkide bulunurdu. Ama bu sefer tepkisiz kalmıştı. Evet, hipnoz başarılı bir şekilde devam ediyordu. En önemli aşama katedilmişti.
Murat, çok afedersiniz, biraz puşt karakterliydi. Arkadaşının kendisini horoz, kedi, vazo zannetmesini sağlayabilirdi.
Telkin aşamasında, "şimdi seni uyandırdığımda sen..." diyip, neyi telkin edeceğine kararsızken birden ağzından "zombisin" kelimesi çıkıvermişti. Bir gece evvel zombili bir film seyretmişti. Çok severdi zombi filmlerini.
Adem'i uyandırmak için parmağını şıklattı. Cep telefonunun da kamerasını açmıştı. Adem, etrafta salak gibi dolaşacak, Murat da bunu kameraya çekecek, sonra bu görüntüleri izleyip bir güzel eğleneceklerdi.
Adem, murat'ın parmak şıklatmasıyla beraber gözlerini açıverdi. Bir süre boş gözlerle arkadaşını süzdü. Yerinden yavaşça doğruldu. Yavaş adımlarla Murat'a doğru yürümeye başladı.
Murat hem cep telefonunun kamerasıyla çekim yapıyor, hem de salak gibi gülüyordu. Gülme seslerinin çekimi rezil edeceğini düşünüyordu.
Beklenen, lakin Murat'ın beklemediği oldu.
Adem dişlerini Murat'ın koluna geçirdi.
Murat'ın can acısıyla attığı çığlıklar Harutyun'u ve gündüz temizliğini yapan komiyi ortama çekmişti.
Harutyun, komiyi kavga ettiklerini düşündüğü arkadaşları ayırması için yolladı.
Komi, Adem'in omzuna dokunup" abi, ayıp oluyor" der demez, Adem, ağzında Murat'ın kolundan kopardığı et parçası ile dönüp, kominin iman tahtasının bulunduğu bölgedeki deriye dişlerini geçirdi. Bu sefer kominin çığlıkları meyhanede yankılanmaya başlamıştı.
Murat bu boşluktan faydalanıp, kanayan kolunu tutarak ortamdan kaçtı.
Meyhanenin belki 20 metre uzağındadı ki, meyhaneden 2 el silah sesi duyuldu.
O an anlamıştı, arkadaşı Adem sonsuzluğa uzamıştı.
Kim bilir belki bir daha ne zaman görüşeceklerdi.
O günden sonra Murat, ne hipnoz yaptı, ne de Star Wars seyretti.
Hipnoz sevdası, köklü bir arkadaşlığın noktalanmasına, taraflardan birinin erken yaşta toprak altına yatmasına sebep olmuştu.

29 Ocak 2012 Pazar

Mülakat

Uzun zamandır işsizdi. Hevesle aldığı, çerçeveletip duvara astığı diplomanın hayrını görmemiş olmanın sıkıntısı, kurdun elmayı kemirdiği gibi, içten içe kemiriyordu, Yusuf'u. Diploma da diploma değildi gerçi. Iktisati ekstern olarak okumuştu. Soranlara iktisat mezunu olduğunu söylüyor, ekstern kısmını es geçiyordu.
Clark Gable
Ama bugün değişikti, diğer günlere nazaran. iş görüşmesine gidecekti. Sebebi belirsiz bir güven duygusuyla kaplıydı. Onca başarısız, hatta okuduğu bölümle alakasız mülakatlara rağmen, bu güven duygusunun mantıklı bir izahı yoktu. Belli ki, o gün manik bir ruh hali içindeydi.
3 günlük sakalını kesmek için, banyodaki aynanın karşısına geçti. Kendinde bir karizma olduğunu düşündü. Aynadaki siluetine Clark Gable bakışları atıp, karizmasına karizma katıyordu. Sol gözünü kısıp sağ kaşını kaldırdı, sonra sağ gözünü kısıp sol kaşını kaldırmayı denedi lakin olmadı. Bazı insanlar her iki yönlü de yapabiliyordu o bakışı.
Yüzünü pek seviyordu. onun için tek kusur, dudaklarının yapısından dolayı bazen salyalarının akmasıydı. Konuşurken engel olamıyor, bazen salya ağzının kenarından akıveriyordu. Iş görüşmesine gitmeden hemen evvel, leblebi tozu yemesinin iyi olabileceğini düşündü.
Sakal traşını bitirdikten sonra, sadece iş görüşmelerinde giydiği siyah takım elbiseyi, özenle sakladığı muşambadan çıkardı. Okuldayken, siyah takımların mülakatlarda avantaj sağladığı gibisinden birşeyler okumuştu. Aslında nerede duyduğundan da emin değildi, lakin onun için bir doğma olmuştu bu.
En son 2 hafta evvel giymişti bunu. Fırçayla tozunu aldıktan sonra, muşambanın içinde nasıl tozlanmış olabileceğini düşündü. Fazla kafa yormadan, takımı giyip, ayna karşısında kendini kontrol etti. Bir de takım üzerindeyken Clark Gable bakışlarını attı, aynaya. Elleri çenesinde aynı pozu verirken, traş olurken es geçmiş olduğu bir kılı farketti. Kusursuz olamamıştı, sakal traşını. Traş bıçağından kurtulmuş tek kıl, mahfetmemeliydi gününü. Banyoya dönüp hesabını kesti onun da.
Alain Delon
Evden çıkıp, durdurmak için taksi bakındı. Harutyun, Yusuf'a Alain Delon gibi olduğunu söyledi. Alain Delon'un kim olduğundan emin olmamakla birlikte, kendisine iltifat edildiğinden emindi. Dudaklarını sağ tarafa kaydırarak, Bruce Willis gülümsemesiyle karşılık verdi kendisine yapılan iltifata. Bruce'un dudaklarını sağa mı, yoksa sola mı kaydırdığını düşündü kısa bir süre için. Önemli değildi.
Bir taksi durdurup, mülakatın olacağı adrese gitti. Kalın çerçeve gözlüklü sekreter, insan kaynakları müdürüne telefonla haber verdi. Sekreterin saplantılı ve menapoz evresi geçiren bir tip olduğunu düşündü. Evet, insanları değerlendirirken dış görünüşlerine göre karar veren bir yapısı vardı. Kalın çerçeve gözlük takıp saçları arkada toplayan kadınlar hem saplantılıydı, hem menapoz. Müdürün de böyle kişileri istihdam ettirdiği için zevksiz olduğuna kanaat getirdi.
Müdürün odasına girdiğinde, ceketinin onunu iliklememiş olduğunu farketti.  Müdür tokalaşmak için elini uzattığında, ceketini iliklemeyi tercih etti. Müdürün elini sıkarken Bruce Willis gülümsemesi attı. Pek bir samimiyetsiz bir gülümsemeydi. Yapay olduğu her yönden belliydi.  Müdür, oturması için sandalye koltuk karışımı objeyi işaret etti.
Müdür, asker emeklisiydi. Emekli binbaşıydı. Arkadaş torpili ile insan kaynakları departmanına müdür  olmuştu. Kişisel gelişim kitapları okuyarak kendini insan kaynakları konusunda geliştirmişti. En azından kendi öyle zannediyordu.
Masanın üzerinden, Yusuf'un daha evvel yolladığı CV'sini aldı. CV, pek tatminkar değildi açıkçası. Hobiler kısmına "porno seyretmek" yazılmış olması eğlenceli bir hava katmıyor da değildi hanı. CV'ye bakarken, nasıl sorular sorması gerektiğini düşündü. Kendi kafasından her görüşme için farklı sorular üretir, bir sorduğu soruyu bir daha sormazdı. Soracağı soruları bu sefer planlamamıştı. Belli ki başka şeylerle meşgul olmuştu. Biraz düşündükten sonra, babacan bir gülümsemeyle Yusuf'a baktı.
Işin niteliklerinden ve istihdam edilecek elemanda aranan özelliklerden bahsederken, aynı zamanda soracağı soruyu düşündü. Sorular, aklında şekillenmeye başlamışlardı.
- Biri size bakarak mastürbasyon yapsa, tepkiniz ne olur?
Yusuf soru karşısında afallamıştı. Nasıl cevap vereceğini düşünmek ve zaman kazanmak için, soruya soruyla karşılık verme taktiğine başvurdu.
+ Mastürbasyon yapan erkek mi, kadın mi?
Zaman kazandıracak tarzdan bir soru seçmediğinin farkına, hemen sorduktan sonra vardı. Cevabı iki seçenekten biri olacaktı zaten.
- Erkek.
Müdür, cevabı, soru cümlesi biter bitmez vermişti. Televizyondaki bilgi yarışmalarında, soru daha sorulurken cevabını bilen yarışmacı artistliğinde.
Yusuf terlemeye başlamıştı. Olayı tahayyül etmek bile istemiyordu. Ama soruyu cevaplaması gerekiyordu.
+ Yumruk atarım.
Müdür, bu cevabı beğenmemişti. takım çalışmasının iş yerindeki başarının anahtarı olduğundan bahsedip, şiddete meyilli insanlarla takım çalışmasının olamayacağından dem vurdu.
Yusuf yerinden kalktı. "Takım çalışmasına sokayım" dedi. Bunu söylerken gözleri dolmuş, kaderine isyan noktasına gelmişti.

15 Ocak 2012 Pazar

Louis de Bernieres

Türkiyede sadece "Yüzbaşı Corelli'nin Mandolini" isimli eseriyle sükse yapmış, belki bir nebze de "Kanatsız Kuşlar" eseri bilinen, diğer eserleri pek bilinmeyen usta bir romancı.

Bu amcanın eserleri, nedense tek baskı gidiyor. Halbuki romanlarının kurgusu sağlam, dili akıcı ve ince espiriler içeriyor.

"Don Emmanuel'in Alt Tarafları", "Bay Vivo" ve "Kardinal Guzman" kitapları, belki Latin Amerikanın hayali bir ülkesinde geçiyor, ama bizim yakın tarihimizle oldukça ilginç benzerlikler içeriyor. Mekan ve kisi isimlerini değiştirip, Türkçe isimler ver, al sana 50'li yıllardan itibaren Türkiye tarihi.

Okuyun ve okutun...

16 Aralık 2011 Cuma

Muhsin Yazıcıoğlu

Bazı çirkin olaylarla ismi yan yana getirilmeye çalışılan ama zamanın onu haklı çıkaracağı adam gibi adam.
Bu çirkin olayda devletin bu işteki parmağına değinicem
Once şu soruyu sormak lazım ,11 eylül 1980 gecesine kadar oluk oluk akan kan, 12 eylül sabahı, bıçakla kesilir gibi, birdenbire nasıl kesildi? Bunu cevaplayamayanlar bu yazıyı mümkünse okumasınlar.
Bu ülkede devletten (derin) habersiz kıl kıpırdar mı? Kıpırdamaz !
*Neden bu şenlikler Sivas'ın bir ilçesinde oluyorken bir anda merkeze alınıyor?
*Neden hastanede ki hemşireler farklı ilçelere dağıtılıyor?
*Neden asker sayısı azaltılıyor ?
Sartların oluşması aylar aldı ...
*Neden olaylardan günler önce Madımak Oteli'nin önüne sokak taşları dizildi?
*Aziz Nesin hangi akla hizmet "şeytan ayetleri" kitabını tercüme edicem diye tutturuyor ve bu hassasiyet varken niçin onur konuğu olarak Sivas'a davet ediliyor?
*Ispiyon tahtasını Ali Baba mahallesine kim yerleştirdi? O tahtadaki isimlerin, daha sonra bugün Ergenekon terör örgütü sanığı olan Doğu Perinçek'in sahibi olduğu Aydınlık adlı gazetede yayınlanması ve ardından o tahtada adı geçen kişilerin tutuklanarak, bazıları hakkında idam kararı verilmesi tamamen bir tesadüf mü, yoksa kapsamlı bir araştırma ürünü müdür?
*Ya Erdal Inönü'nün vali Ahmet Karabilgin'i Sivas'a ataması sadece tesadüf mü?
*Cuma hutbesi sırasında cami etrafında davul-zurna çalınmasına devlet neden göz yumdu ? Bu olaylara devetiye çıkarmak değil mi?
*Cami çıkışı öfkeli kalabalığı dağıtalım diyen polise vali (yukarıda bahsettiğimiz) neden gerek yok dedi?
*Devrin başbakan yardımcısı Erdal Inönü; Madımak Oteli'nde bulunanlara, niçin "şehri terketmeyin" dedi?
*Kalabalık birikmiş Madımak'ın önünde. Iş, çığırından ha çıktı, ha çıkacak. Dışarıda bekleyenler, Aziz Nesin'i istiyor. O an; belediye başkanı Temel Karamollaoğlu vali Ahmet Karabilgin'e:
"Isterseniz; kepçe ile yıkalım otelin arka duvarlarını. içeridekileri oradan kaçıralım!"
Bu talep, vali ahmet karabilgin tarafından niçin reddedildi?
*Polis ve asker, her tarafı kontrol altında tutmasına rağmen, çevre yollardan Madımak Oteli'nin bulunduğu yere gelmek serbest idi. Peki; işlerin sarpa sardığını görüp de, otelin önünden ayrılmak isteyenler niçin engellendi?
*Otelin etrafı koruma altındayken Sivas'ın çevre yolları neden açıktı ve otelin önündeki kalabalığın dağılması neden engellendi?
*Muhsin Yazıcıoğlu denildiği gibi Sivas'ta mıydı acaba ? Hayır değildi. 1 temmuzda bir sünnet merasimine katılmak için Adıyaman'daydı ve oradan Gaziantep'e geçmişti ama olaylar büyünce Siva'sa dönmek zorunda kaldı
*Büyük Birlik Partililer olamasa orada kaç can daha verilirdi? Bunun karşılığı katil ilan edilmek mi olmalıydı ?
Bu soruları elinizi vicdanınaza koyup bir cevaplayın
Ve son olarak özel yetkili Erzurum cumhuriyet başsavcılığı, bir grup "derin devlet uzantısı pkk"lının olaylardaki rolünü ortaya koyan görüntüleri tespit ettiği biliyormusunuz?
Arif Sağ'ın kitabından:" üniformalı biri geliyor, arabasından iniyor, orada kalabalığın içinde kareli gömlekli bir herif var, oteli yakan. Geliyor onunla öpüşüyor, arabasına binip gidiyor. Olaya müdahale etmiyor."

O kareli gömlekli herifin, derin devlet uzantısı PKK'nın elebaşılarından olduğu da tespit edildi, tekrarlamış olayım
Yani güzel kardeşim, 80 öncesi sabah komünistin eline silah verip ülkücü öldürten, aynı silahı öğleden sonra ülkücüye verip komünisti öldürten kimse bu olayları tertipleyen de odur.Bu adamın dini ne diyor ? Bir insanı öldüren tüm insanları öldürmüş gibidir diyor . Peki bu adam nasıl yapsın böyle bir şeyi?


Kaynak: http://www.itusozluk.com/goster.php/muhsin+yaz%FDc%FDo%F0lu/@8072853

Seksülerizm

son 2 yıl zarfında, siyasi makamlarda bulunan bireylerin, mevkilerini kullanıp içgüdülerini tatmin etmelerinden mütevellit, düşünülmesi gereken felsefe.

Olay sadece din işleriyle devlet işlerini birbirinden ayırmakla bitmiyor. Gerçi hoş, onu da doğru düzgün yapamıyoruz. Sekulerizm adı altında, devletin icat ettiği din empoze edilmişti bayağı bir süre. Artık eskisi kadar etkili olmasa da, Turan dursun Hocaefendi cemaati tarafından empoze edilmeye çalışılmaya devam ediyor. Neyse, konumuz bu değil. Başka bir yazıda bu cemaat hakkında yazarım.

Kaset skandalları efendim. Bu skandallara çözüm olarak, devlet işleriyle cinsel işlerin birbirinden ayrılması on görülecektir. "Gel seni milletvekili yapayım yavrum" diyen genel başkanlar, bu tarz cümleler kuramayacak, böyle bir skandala imza atmamış olacaklar, sonuçta istifa edip, partinin başına kendinden daha popülist insanların gelmesine neden olmayacaklardır.

Halkin odedigi vergilerle alem yapan Eliot Spitzer
Yeni eleman da harbiden popülist, ha. Dersim rezaleti hakkında bile, devletin özür dilemesi, bebeklerin, kadınların, yaşlıların öldürülmesi konusunda bir mazeret bulunamayacak konuda, omurga sahibine yakışan bir duruş sergileyemeyip, "aman doktrinlerimize  bir zeval gelmesin" duruşu sergiledi resmen, belki resen.

Neyse, konudan sapmayalım. Amerika'da oldukça rastlanan rezaletlerden birisi bu. Allah'tan bizimkiler karşı cinsle halvet haline girmeyi tercih ediyorlar. Amerikada yumurta gibi çocuklara hallenme durumu oluyor, siyasilerin. Sadece Amerika'da da yok. Bütün dünyada oluyor böyle şeyler.

Tecavüzcü Moshe Katsav
Bizim toplum, o kadar libarellesmedi. Liberalleşmesin de zaten. Gerçi bu kaset olaylarının, ilgili partilere "helal olsun, erkek adam" felsefesi doğrultuşunda oy kazandıracağını düşünmüştüm. Genelde böyle tahminleri tutturamam.

Velhasıl kelam, günün birinde resmi olarak uygulamaya konulacak felsefedir. Sekülerizmden daha elzem hatta.

15 Aralık 2011 Perşembe

Üstü Kalsın

Arkadaş ortamında, arkadaşa yaptığım ipnelik sonucu beni gülümseten bir olayı, hayalimde gelen yoğun istekler neticesinde anlatayım bari. Bugün işe gitmemişim zaten. Yoğun çalışma temposu esnasında alınan bu tür izin günlerinde de ne yapacağımı şaşırıyorum. En iyisi anılara dalmak.
Eski Sirkeci. O zamanlar Sütiş yoktu tabi
Sirkeci'de, tren garının yanında bir Sütiş vardı. Gittik.
Burada, yedik içtik. Tas içinde çorba, tabak üstünde tatlı bırakmadık. Sonra hesap geldi. Atıyorum, 20 gayme. Arkadaş banknot verdi 50 gayme. Garson parayı alıp uzaklaşırken, arkasından seslendim; "üstü kalsın".
Garson şakayı anladı. Fatih Terim'in "arkadaş sagol" diye seslendiği reklamlardaki veledin mesajı aldığını belirtircesine kafa sallamasının aynısını yaptı. Çocuk kafa sallıyor muydu? Emin değilim bak.
Lakin mal arkadaş anlamadı. Garson gitti, gelmiyor. Köşeden arkadaşı süzüyor.
Epilepsi vakasi
Arkadaş yavaştan başladı kızarıp bozarmaya. Görsen epilepsi nöbeti geçirmeye hazırlanıyor sanırsın. Elleri, kolları anlamsız şekilde sağa sola hareket ediyor, gözlerinin önünde noktalar oluşuyordu. Gözlerinin önünde noktalar oluşması kısmından emin değilim, lakin anlamsız el hareketleri vardı. Ağzından köpük geliyordu.
Bizim, zamanın sırma saçlı, lakin şimdi kel olan bir arkadaşımız, elemanın kıyafetlerini ve yakası gevşetip rahat nefes alması sağladı. Garson da baktı, eleman cimri, hemen para üstünü geri getirdi. Bahşiş de bırakmamıştı lavuk, garsona.

10 Aralık 2011 Cumartesi

Cübbeli ve AKP

AKP'nin 2 kuş vurmasına vesile olan tek taştır.

Ne mi demeye çalışıyorum? şöyle:

Cübbeli Ahmet, Nakşibendi cemaatinin ismailağa kolunun öne çıkan ismi. 
Ismailağa cemaati ile ilgili ne biliyoruz peki?
Lideri Mahmut Ustaosmanoğlu ve artık son zamanlarını yaşıyor. Cok yaşlı. Oldü ölecek.
Yani yakın zamanda cemaatte bir lider değişimi olacak.

Simdi cemaate daha derinlemesine bakalım ve kimlerin şeyhliğe oynadığını ortaya koyalım:

Birinci aday Mahmut Hoca'nın yeğeni. Onun temsil ettiği kanat Türkiye'deki iktidar mücadelesinde Gülen cemaati ile ittifak yapıyor. Cıkardığı Furkan adlı dergideki yayınlarıyla Ergenekon soruşturmasını destekliyor. Hükümetin açılımlarını sahipleniyor. Seçimlerde de AKP'yi desteklediler.

Bir diğer kanat ise Cübbeli Ahmet'in temsil ettiği grup. Onlar ılımlı islam projesine karşı çıkıyor. Saadet Partisi'ne yakınlar. AKP'nin gayrımilli politikalarına ve Fethullah Gülen'in faaliyetlerine karşı çıkıyorlar. Zaten seçimlerde de AKP'ye mesafeli durdular. Hatta son dönemde şaşırtıcı bir biçimde dergilerinde Türk bayrağı ve Mustafa Kemal resimlerine yer vermeye bile başladılar.

Ozetle Nakşibendilerin en güçlü kolu olan Ismailağa'da bir liderlik yarışması var. One çıkan iki isim var. Bunların biri AKP yandaşıyken, bir diğeri AKP politikalarının ve Fethullah Gülen'in karşısında yer alıyor. Yakın zamanda bu iki isimden biri cemaatin şeyhliğini üstlenecek. 

Bu bilgiler ışığında yakın geçmişte yaşananlara bir bakalım:
Once Yeni Safak gazetesi üzerinden ergenekoncu ilan edildi Cübbeli Ahmet. Ergenekon ile irtibatlandırılmaya çalışıldı. Lakin olmadı. Tutmadı. Inandırıcı değildi çünkü. 
Hemen sonra kasetleri çıktı piyasaya. O da yeterli etkiyi yaratamadı. 
Ve son olarak dün gözaltına alındı. Cübbeli Ahmet'i cemaat içinde itibarsızlaştırma girişimlerinin sonuncusuydu bu. Ve AKP için tek taşla vurulan iki kuştu. Cünkü bu tertiple hem nakşibendilerde gerçekleşecek olan şeyh değişiminde kendi yandaşlarının elini güçlendiriyor, hem islami cemaat içinde kendisine karşı yükselen sesleri tırpanlıyor, hem de "bakın biz cemaatçi değiliz. Cemaatleri de hedef alıyoruz yeri geldiğinde" mesajı veriyordu. 

Işte Cübbeli'ye yapılan operasyonların şifreleri bunlardır. Kafa karışıklığı yoktur. Her şey nettir.

Yazar ve kaynak: yazarin izni ile alinmistir.  http://www.itusozluk.com/goster.php/c%FCbbeli+ahmet+hoca/@8046410

7 Aralık 2011 Çarşamba

Tahtakurusu, Yangın ve 1000 $

Dünyanın başkenti New York demeyin hemen. Bu lanet şehirde çocukluğuma, ergenliğime ve genç yetişkinliğime ev sahibeliği (evet, Istanbul bir kadındır benim nazarımda) yapmış Istanbul'da görmediğim bir musibeti gördüm, arkadaş.
Bu tahtakurusu denen yaratık, ne şerefsiz, ne karaktersiz, ne ketenpereci bir yaratıktır. "Ne olacak canım? Alt tarafı sivrisinek gibi kan emiyor" diyorsun, değil mi? Işin aslı o kadar basit değil iste, canım.
Sivrisinek, bir vuruşta ölen, bir Raid ile mefta olabilen bir yaratık. Zaten çıkardığı sesten de, lokasyonunu tahmin edip, daha bakmadan öldürmek çok kolay.
Tahtakurusu öyle mi ama? Öldürmek için tahta takunya gerek. Tahta takunya ile öldürmek için de, önce sert bir zemine çekmeniz gerekmekte. Sert zemine nasıl çekilir? Çekilmez. Yaratık akıllı. Ilk göz temasında, koltuk veya yatağın dikiş yerlerine saklanıp duruyor. onu yakalayacaksın da, sert zemine koyacaksın da, takunya ile vuracaksın da... Ölme eşeğim, ölme!
Tahtakurusu pornosu
 Bir de bunların pekmezini akıttıktan sonra, öyle pis kokuyorlar ki, sorma gitsin. O kokuyu duymaktansa, hiç ezerek öldürme, daha iyi.
Ilaçlar bile bir faide göstermiyor. Ilaçla ölen neslin yumurtalarındaki yavrucaklar, bu sefer o ilaca bağışıklık kazanmış şekilde dünyaya geliyorlar. Müjde! x ilaca karşı bağışıklı bur topu gibi bir tahtakurunuz oldu.
Bunlara karşı, bilimum kombinasyonlar kullanmak lazım. Tek ilaçla çözülmüyorlar.
Benim bulduğun yöntem işe, bu lavukların ateşe karşı zaafiyetlerinin olduğu idi. Çakmağı söyle bir gezdirince uzerlerinde, çatapat gibi patlıyordu ipneler. Zaten, bulduğum bu yöntem de, bayağı bir para kaybettirdi bana.
Yatmadan evvek, çekyatın dikiş kısımlarında çakmak dolaştırır olmuştum. Bu sayede, rahatsız edilmeden uyuyabiliyordum.
Lakin, sabahın 2'sinde çekyatın da oyununa geldim. Tahtakurularina ev sahibeliği yapmasının yanı sıra, birden alev almaya karar verdi, kör olmayasıca. Benzin döksen o şekilde yanmazdı herhalde.  Saniyesinde tutuştu ve odamın içini bir duman kapladı.
Mutfaha koşup, sürahilerle odama geri koşuyorum, çekyat bana misin demiyor. Diğer odada kalan arkadaşı uyandırdım, yardımcı olsun diye.
Lavuk hemen itfaiyeyi arayıp, dışarı kaçmış. Ben işe, odada yangın ile boğuşuyorum. Dumandan hiçbir şey görünmüyor.
Bir süre sonra yabancı biri benle konuştu:

- What are you doing here? Leave here immediately! (Lütfen sizi dışarı alalım)
+ Who the fuck are you? (Pardon, siz kimsiniz?)
- FDNY!

 Mecbur dışarı çıktım. Dışarıda, üst katta oturan vegan ailesi de bekliyordu. Aylardan da sunatti, yanlış hatırlamıyorsam. dön atlet, buz gibi New York geçesinde, dünya kadar duman yutmuş olarak dışarıda duruyordum.
FDNY
 Gülme krizi ile birlikte öksürük krizine de girdim. Fena oskurdugum için, orada hazır bulunan bir ambulans beni hastaneye götürdü. Sabaha kadar musahade altında tuttuktan sonra, sabah 8 civarı taburcu oldum. uzun bir süre sigara içemedim. aslında bırakmak için ideal bir zamandı, lakin eşeklik iste.
2 hafta sonra da, eve yollanmış kol gibi 1000 $'lik faturaya bakıp tahtakurularini sevgiyle anıyordum.

Ek: Yanan koltugu disari cikarmislardi. Itfaiyecilerden biri bana yaklasip, yanginin nasil ciktigini sormustu. Gercegi soylemek, "pyromaniac" damgasi yemekle ayni anlama gelecegi icin, sigara icerken koltukta uyuyakaldigim yalanini soylemistim. Demek ki sigara, her zaman zararli olan bir sey degilmis.

3 Aralık 2011 Cumartesi

Alevi Kürt Sandıklarımız Aslında Ermeni'dir

+ Harutyun abi! Bir şiir yazdım, müsadenle okuyayım mı?
- Oku bakalım hele. Meraklandım lan. Var mıydı senin sanatçı yönün?
+ Olmaz mı abi ya? Ben çok duygulu hisli adamım.
- Lan, uzun etme de oku bakayım.
+ Alevi kürt sandıklarımız aslında ermeni,
  Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli..
- Lan? Lan!
+ N'oldu, abi?
- Resmen intihal yapmışsın sen!
+ Yok abi, ne intihali? Olur mu öyle şey? Gözünü seveyim bak.
- Istiklal marşı'ndan mısra araklanmışsın.
+ Abi, son kıtada kaynakça belirtiyordum. Bir dinlesen işte, göreceksin.
- Aman, aman! Kalsın!

Bana Lavaş Söylediler

Bir kebapçıya gittim yalnız.
Masada tabak, gökte yıldız.
Bir yan susuz bir yan deniz.

Iki çatal, bir bıçak verdiler.
Bir çift köz mangalda pişer.
Dört bir yanda benim gibiler.
Doğru servis içinmiş şefler,
İşte menü al dediler.

Bana lavaş söylediler,
Bana lavaş söylediler.
Kebaptan bahsetmediler.

Varsın böyle doysun karnım.
Neşeyle dolsun bari her günüm.

Hani benim sevdiklerim?
Hani severek yediklerim?
Hasret gider ben giderim.

Virgülü Doğru Yerde Kullanmak

Saka maka, pek yapamadığım eylem. Lakin virgül kullanmasını da pek severim.
Laz Ziya
Geçenlerde de, sağolsun takipcilerden biri, virgülü kullanma yerimi garipsediğinden mütevellit, bir mesaj atmıştı. Tamam, farkındayım, doğru kullanmıyorum. konuşurken virgülsüz, seri konuşan biriyim.
Lakin kendimce virgül kullanımı için bir sistem geliştirdim. Ben o sistemi kullanıyorum.
Sistem mi? Izah edeyim.
Simdi, bu Kurtlar Vadisi'nde Laz Ziya diye biri vardı ya. Hah işte, cümleyi o söylerse, nasıl söyler onu tahayyül ediyorum.
Duraklaması kuvvetle muhtemel olan yerlere de virgül koyuyorum.

Hazır dağa çıkmışken devrim yapsak ya...

Geçenlerde, bir grup arkadaş dağcılık sporuna merak salmış, dağa çıkmıştık. Bizde de her olay var zaten. Ihale, king, batak, paintball, tavla, okçuluk, taş sektirme, playstation vs vs.
Bu sefer sıra dağları fethetmekti. Cıkmasına çıktık da, sosyalizme meyilli bir arkadaşın dudaklarından dökülen bu kelimelere şahit olduk.
"Hani halk desteği? halk desteksiz ne devrimi?" şeklinde başka bir gizli solcu itiraz etti.
"Halk desteğinin mına koyim! hani silah? hani silah?" şeklinde itiraz ettim.
Her dağa çıkan devrimciliğe özeniyorsa, yasaklansın bu spor.
 

1 Aralık 2011 Perşembe

Taş Atma Refleksi

Insanoğlu dediğimiz organizma doğarken, bazı refleksleri de beraberinde getirir. Ister evrimsel devinim gibi saçma bir türkçe kullanılırsınız, ister yaratılış ile açıklayıp renginizi belli edersiniz. Ilgilenmiyorum tercihlerinizle. Genelde irkilme, yakalama, emme ve yüze dokunulduğunda o yöne bakma şeklinde temel refleksten bahseder, nereli olduğu mühim olmayan bilim adamları. Aslında taş atma güdümüzle de birlikte doğarız, lakin motor hareket sistemimiz yeteri kadar gelişmediğinden, hemen sergileyemeyiz bu refleksimizi.
Hafiften yürümeye başlayan velet, küçük çaplı oyuncakları bu refleksiyle sağa sola atar. Atmıyorsa, zeka geriliğinden şüphelenin derim ben.
Zamanla bu refleksimizi hem diğer canlı ve objelere karşı kullanırız. "Hadi tanışıp kaynaşalım"dır amaç, fırlatılan her taşta. Sincap olsun, ufo olsun, ayı olsun farketmez. Farkindalik arzusuyla "ben buradayim" da olabilir verilmek istenen mesaj.
Bir diğer mesaj da "beni rahat bırakınız lütfen"dir. Mesela geçen arkadaşlarla Belgrad ormanına pikniğe gitmiştik. Harutyun, Faik albay, cesaire falan. Ağaçların arasında üstü başı yırtılmış, ağlayarak bir hatun geliyordu. Güzel de bir şeydi de, ağlamasına uyuz olmuştuk. Taş atıp uzaklaştırmıştık. Ben aynı zamanda korkudan da atmıştım taşı. 3 harfli falan sanmıştım. Ertesi gün, bir gazetede "islamcilar mini etekli kızı Belgrad ormanı'nda taşladılar" diye haber konusu da olmuştuk da, en çok Faik albaya koymuştu.

Candan Erçetin'e dair...

Ilk kez "Umrumda değil" klibiyle tanımıştım kendisini. Sandalyeye ters oturup söylüyordu şarkısını, mini etekli bir halde. "Aha" dediydim arkadaşlara, "tek albümlük sanatçılardan biri daha". O zamanlar ben diyeyim üniversite 1., sen de 2. sınıftayım.
Gönül Gül
Isınamamıştım o zamanlar kendisine. Sonra Beyoğlu'nda yürürken çektiği klip çıkmıştı. Bayağı bir dalga geçtiydik klibiyle. kesin bir "Gönül Gül" vakasıydı. Ilk albüm, birkaç dikkat çekici klip, sonra tarihin tozlu rafları.
Sonra blues tarzı bir şarkısına klip çekmişti. Siyah beyaz mıydı, neydi... En azından donuk renkler kullanılmıştı klipte. Geceliğiyleydi, bütün klip boyunca. "Yazık lan" diyorduk arkadaşlarla. Son çırpınışları garibimin.
Gel gör ki ahali, şimdilerde dinlediğim tek sanatçı oldu kendisi, tabii türk müziği konusunda. Ilk albümü hariç, her albümünü severek dinlemekle birlikte, şu son albümü "Kırık kalpler durağında" bir başka müthiş.